Diyanet Hac Kuraları (Çekilişleri) 2017, hac kesin sonuç sorgulama

0
332

Diyanet İşleri Bakanlığı’ndan yapılan resmi açıklamaya göre hac kurası çekilişi saat 15:00′ de Diyanet TV ‘ de canlı yayında başladı… Kura sonuçlarına saat 23.00’den itibaren aşağıdaki adresten ulaşabilirsiniz.

Diyanet Hac Kuraları (Çekilişleri) 2017, hac kesin sonuç sorgulama

 

 

Diyanet İşleri Bakanlığı’ndan yapılan resmi açıklamaya göre hac kurası çekilişi saat 15:00′ de Diyanet TV ‘ de canlı yayında başladı… Kura sonuçlarına saat 23.00’den itibaren aşağıdaki adresten ulaşabilirsiniz.

2017 HAC KURA ÇEKİLİŞ SONUÇLARI SORGULAMAK İÇİN TIKLAyınız

 

اَلْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ* وَالصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ عَلَى رَسُولِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِهِ وَصَحْبِهِ اَجْمَعِينَ*

صَلُّوا عَلَى رَسُولِنَا مُحَمَّدٍ* صَلُّوا عَلَى طَبي۪بِ قُلُوبِنَا مُحَمَّدٍ* صَلُّوا عَلَى شَفي۪عِ ذُنُوبِنَا مُحَمَّدٍ*

رَبِّ اشْرَحْ لِى صَدْرِى وَيَسِّرْ لِى اَمْرِى وَاحْلُلْ عُقْدَةً مِنْ لِسَانِى يَفْقَهُوا قَوْلِى* وَاُفَوِّضُ اَمْرِي اِلَي اللَّهِ * اِنَّ اللَّهَ بَصِيرٌ بِالْعِبَادِ*

سُبْحَانَكَ لَاعِلْمَ لَنَا اِلَّا مَا عَلَّمْتَنَا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلي۪مُ الْحَكي۪مُ* سُبْحَانَكَ لاَ فَهْمَ لَنَا اِلَّا مَا فَهَّمْتَنَا اِنَّكَ اَنْتَ الْجَوَادُ الْكَري۪مُ*
اَعُوذُ بِاللَّهِ مِـنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيــمِ* بِسْــــمِ اللَّهِ الرَّحْمَـنِ الرَّحِيـمِ*

إِنَّ أَوَّلَ بَيْتٍ وُضِعَ لِلنَّاسِ لَلَّذِي بِبَكَّةَ مُبَارَكًا وَهُدًى لِّلْعَالَمِينَ
صَدَقَ اللَّهُ الْعَظِيمْ*
“Şüphesiz, âlemlere bereket ve hidayet kaynağı olarak insanlar için kurulan ilk ev (mâbet), Mekke’deki (Kâbe)dir.” Ali İmran 96

وَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّي اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ*

العُمْرَةُ إِلَى العُمْرَةِ كَفَّارَةٌ لِمَا بَيْنَهُمَا وَالحَجُّ المَبْرُورُ لَيْسَ لَهُ جَزَاءٌ إِلاَّ الجَنَّة

صَدَقَ رَسُولُ اللَّهِ فِيمَا قَالْ اَوْ كَمَا قَالْ*
“Umre ibadeti, daha sonraki bir umreye kadar işlenecek günahlara kefârettir. Mebrûr haccın karşılığı ise, ancak cennettir.” (Buhârî, Umre 1)

Muhterem Kardeşlerim!

İbadet; itaat etmek, boyun eğmek, tapmak, kulluk etmek, küçüklüğünü kabul etmek demektir. Terim olarak, Allah’ın sevdiği, emrettiği, kabul ettiği ve razı olduğu bütün gizli-açık amel ve sözler ibadettir.

İbadet; iman, islam, ihsan, dua, korkmak, umut etmek, tevekkül etmek, ummak, gönülden saygı duymak, yönelmek, yardım istemek, sığınmak, yardımına çağırmak, kurban kesmek, adak adamak, ilah olarak yalnızca Allah’ı tanımak, Allah’ın hükmüne teslimiyet göstermek, Allah için sevip Allah için buğzetmek, namaz kılmak, zekat vermek, oruç tutmak, hacca gitmek, tavaf etmek, tevbe-istiğfar etmek… dir.

Bu sayılan ibadetlerin bazıları bizzat Allah’ın yapılmasını emrettiği farz olan ibadetlerdir. Bazıları da Allah’ın bizzat yapılmasını emretmediği fakat peygamberimizin yaptığı ve yapıldığında da Allah’ın rızasını kazanmaya vesile olan ibadetler olup; bunlara nafile ibadetler dinir.

İbadet niyete bağlı olarak yapılmasında sevap olan, Cenab-ı Hakka yakınlık ifade eden ve özel bir şekilde yapılan taat ve fiillerdir..

İbadet, Allah’a karşı gösterilen saygı ve hürmetin, en yüksek derecesini ifade eder.
İbadet, Allah’ın hoşnut ve razı olduğu bütün fiil ve davranışları kapsamına alır.

İbadet, kendini kul olarak kabul eden insanın Rabbine karşı teslim oluşu ve Rabbine itaat edişidir.

Kur’ân’a göre; “Yapılması sevap olan, Allah’a yakınlık ifade eden, yalnız O’nun emirlerini yerine getirmiş olmak ve rızâsını kazanmak niyetiyle yapılan, her türlü harekete ibâdet denir.”

İbâdet, imanın uygulanması, hak ve doğru kabul edilen esasların günlük hayatta yaşanması olduğundan, Allah katında tâat kabul edilen her davranışın bilfiil uygulanmış, olması gerekir. Gerçek iman kulun kalbine girdiği zaman pratiğe salih amel şeklinde yansır. Allah insanlardan söz söylemelerini değil, sözlerini doğrulayacak salih amel işlemelerini ister.

Niyetsiz, sadece görünürde yapılan işler ne olursa olsun, ibâdet sayılmazlar. Niyetsiz yatıp kalkmak namaz olmadığı gibi, niyetsiz aç durmak da oruç değildir. O halde kötü niyetle veya Allah’a itaat ve yakınlık kastından başka bir maksatla yapılan işler, ibâdet olamazlar.

İbâdet kavramı, Kur’an’da en çok kullanılan kavramlardan birisidir. Bu kavram, Kur’an’da 275 defa geçer. Genel olarak, Allah’a veya Allah’tan başkalarına ibâdeti ifade etmekte kullanılmıştır. Sadece Allah’a ibâdet emredilirken, O’na ortak koşmak ve başkalarına ibâdet etmek, Kur’an’da şiddetle yasaklanmıştır.

İnsan, sevgide, korkuda, ümit ve tevekkülde, itaat edip boyun eğmede Allah’a hiçbir varlığı ortak koşmayacaktır. Çünkü ibâdet, sevginin, bağlılığın ve korkunun en güzel ifadesidir.

إِيَّاكَ نَعْبُدُ وإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ

Ancak Sana İbadet ederiz ve ancak senden yardım dileriz” Fatiha 5  Tevhid, özetle bu iki ifadeden ibarettir. Fâtiha’nın, Kur’an’ın bir özeti olduğu gibi; Kur’an’ın en önemli konusu olan tevhidin özetini de bu ” Ancak Sana İbadet ederiz ” ifadesi karşılamaktadır.

وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْاِنْسَ اِلَّا لِيَعْبُدُونِ

Ben cinleri ve insanları ancak Bana ibâdet etsinler diye yarattım.” Zariyet 56

وَاعْبُدُواْ اللّهَ وَلاَ تُشْرِكُواْ بِهِ شَيْئًا

Allah’a ibâdet edin. O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın.”Nisa 36

قُلْ أَتَعْبُدُونَ مِن دُونِ اللّهِ مَا لاَ يَمْلِكُ لَكُمْ ضَرًّا وَلاَ نَفْعًا وَاللّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ

“De ki: Allah’ı bırakıp da sizin için fayda ve zarara gücü yetmeyen şeylere mi tapıyorsunuz? Hakkıyla işiten ve bilen yalnız Allah’tır.”Maide 76

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا ارْكَعُوا وَاسْجُدُوا وَاعْبُدُوا رَبَّكُمْ وَافْعَلُوا الْخَيْرَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ

“Ey iman edenler! Rükû edin; secdeye kapanın; Rabbinize ibadet edin; hayır işleyin ki kurtuluşa eresiniz.” Hac 77

Değerli Mü’minler! Âyetlerin ortaya koyduğu gerçek “sadece Allah’a ibâdet edip, O’ndan başkasına ibâdet etmemektir.” İslâm, ibâdeti sadece Allah’a ait kılmayı emrederken, O’na herhangi bir şeyi ortak koşma yasağını da getiriyor. İnsanlığın tanıdığı veya tanıyabileceği Allah’ın dışında her çeşit ma’bud edinmeyi içine alan kesin bir yasak koyuyor.

Öyleyse İbadet Kimin Hakkıdır? İbadetler yalnızca Allah’a yapılır. Ne Allah’a yakın bir melek, ne bir nebi ve rasul, ne de bunlardan başka bir şeye ibadet yapılamaz. İbadet türlerinden herhangi birini Allah’tan başkasına veya Allah ile beraber bir başkasına yapmak şirktir.

لاَّ تَجْعَل مَعَ اللّهِ إِلَهًا آخَرَ فَتَقْعُدَ مَذْمُومًا مَّخْذُولاً

 Allah ile birlikte bir ilâh daha tanıma! Sonra kınanmış ve kendi başına terkedilmiş olarak kalırsın.” İsra 22

İbadetin aslı, yaptığını sırf Allah için, ihlas, samimiyet ve içtenlikle yapmak, başkalarını aradan çıkarmaktır. Rasulullah’a tabi olup başka kimselere tabi olmayı reddetmektir.

“Peygamber size ne verdiyse onu alın, size ne yasakladıysa ondan da sakının. Allah’tan korkun. Çünkü Allah’ın azabı çetindir.” Haşr 7

İslâm’da ameller niyetlere göredir. Amellerden beklenen ecir ve sevabın alınabilmesi, ibâdetin yapılmasından daha çok, niyetin hâlis ve katkısız olmasına bağlıdır. Hadîsi Şerifte şöyle buyurulur:

Ameller niyetlere göredir. Her bir kimse için niyet ettiği şey vardır.” Buhari ve Müslim

İbadetin derecelerine gelince;

Allah’a, sevabını umarak ve Allahı’ın azabından korkarak ibadet etmek. Yani Cennet ümidi veya Cehennem korkusu ile ibadet etmek.

Allah’a ibadetle şereflenmek veya onun emirlerine uymak ve kabul etmiş olmak için ibadet etmek.

Allah’a, ibadet ve tâzime lâyık olduğu için ibadet etmek. Bu ibadetin en yüksek derecesidir.

Bu dereceye hadisi şerifte “ihsan” derecesi denir. Cibril hadisinde, Cebrail aleyhisselâmın Rasûlullah (s.a.s)e sorduğu sorulardan birisi de “ihsan” olmuştur. Hz. Peygamber buna şöyle cevap vermiştir;

İhsan; Allah’a sanki O’nu görüyormuşsun gibi ibadet etmendir. Her ne kadar sen O’nu görmüyorsan da O seni görmektedir.”

İbadet insanın bütün davranışlarını kapsar. İslâm’da ibadet, kısa tanımı ile üç şekilde yapılır:

-Beden ile yapılan ibadetler: Namaz ve oruç gibi ibadetler bu çeşit bir ibadettir. Beden ile yapılan ibadetlerde ,başka birini vekil tayin etmek câiz değildir. Yani bir kimse başka birinin yerine namaz kılamadığı gibi, oruç da tutamaz. Bunları herkes kendisi yapmalıdır.

-Mal ile yapılan ibadetler: İslâm’ın beş şartından biri olan zekât bu çeşit bir ibadettir. Mal ile yapılan ibadetlerde başka birini vekil yapmak câizdir.

-Hem beden hem de mal ile yapılan ibadetler: Hac böyle bir ibadettir. Parası olduğu halde hacca gitmekten âciz olan veya herhangi bir özürden dolayı hac vazifesini yapamayan bir kimsenin başka birini yerine vekil göndermesi caizdir.

Hüküm Bakımından İbadetler Farz, Vacib, Nafile (yani sünnet ve müstehab) olarak sınıflandırılır.

Umrede nafile olan ibadetlerden sünneti müekkede bir ibadettir.
Yüce Rabbimiz Hz. Âdem’le başlayan ve ahirete kadar gelecek olan bütün insanların dünya ve ahiret mutluluklarını gerçekleştirebilmeleri için Peygamberler göndermiştir. İnsanların huzuru için görevlendirilen Peygamberler ise gönderilme amaçlarına uygun bir şekilde insanlığı tek ilaha kulluğa çağırmışlardır. Tek İlaha kulluk yapanlardan ise tek kıbleye yani kâbeye yönelmesi istenmiştir.

 İnsanlarca tek kıble olarak kabul edilen Haccın sebebi ve namazlarda kıblegâhımız olan Kâbe, yeryüzünde Allah’a ibadet için yapılan ilk binadır. Kabe, Hz. İbrahim ve oğlu Hz. İsmail tarafından inşa edilmiş ve inşa edildiği günden günümüze kadar hep kutsiyetini korumuş, özelikle İslam Dininin gelişinden sonra İnananların kıblesi durumuna gelmiştir.

 Kabeyi ve bulunduğu yer olan Mekkeyi ziyaret edip orda Yüce Rabbimizin istediği fiilleri gerçekleştirmek amaçlı olan Hac ise, sözlükte “kastetmek, yönelmek” anlamına gelen bir kelimedir. Fıkıh terimi olarak hac, “Mekke şehrindeki Kâbe’yi ve civarındaki kutsal sayılan özel yerleri, özel vakit içinde, usulüne uygun olarak ziyaret etmek ve yapılması gereken diğer menâsiki yerine getirmek” demektir. Bunların hepsine birden hac törenleri anlamında “menâsikü’l-hac” denir. İslâmiyet’in beş esasından biri olan hac, hicretin 9. yılında farz kılınmıştır. TDV, İlmihali, c. 1, s.514

Haccın farz olduğu hükmü, Kur’ân-ı Kerîm ve Sünnet’te bildirilmiştir. Kur’ân-ı Kerîm’de

وَلِلّهِ عَلَى النَّاسِ حِجُّ الْبَيْتِمَنِ اسْتَطَاعَ إِلَيْهِ سَبِيلاً

“Yoluna gücü yetenlerin evi (Kâbeyi) hac ve ziyaret etmeleri, insanlar üzerinde Allah’ın bir hakkıdır” Âl-i İmrân 3/97 buyrulmaktadır. Sevgili Peygamberimiz ise, bir hadisi şeriflerinde

بُنِيَ الإسْلامُ عَلَى خَمْسٍ : شَهادَةِ أَنْ لا إله إلا اللَّه وأَنَّ مُحَمَّداً رسولُ اللَّهِ ، وإقَامِ الصَّلاةِ وإِيتَاءِ الزَّكَاةِ، وحَجِّ البيْتِ ، وصَوْمِ رَمَضَانَ

“İslâm dini beş esas üzerine kurulmuştur: Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Resulü olduğuna şehâdet etmek, namaz kılmak, zekât vermek, hacca gitmek ve ramazan orucunu tutmak.” Riyazü’s-Salihin, Hadis No:1274 buyurmaktadır.

Kâbe’yi ziyaretle ilgili ibadetlerden biri de “umre”dir. Ziyaret belirli zamanda ve Arafat vakfesiyle birlikte olursa “hac”; belirli bir zamana bağlı olmayarak vakfesiz yapılırsa “umre” adını alır. Hac ve umreyi birbirinden ayırmak için hacca, “hacc-ı ekber” (büyük hac), umreye de “hacc-ı asgar” (küçük hac) denir.

Umre, ihrama girerek tavaf ve sa‘y yaptıktan sonra tıraş olup ihramdan çıkmaktan ibarettir. Hanefî ve Mâlikîler’e göre müslümanın ömründe bir defa umre yapması müekked sünnettir. Şâfiî ve Hanbelîler’e göre ise farzdır.

Değerli Kardeşlerim! Hacca gidebilecek kadar zamanı, maddi imkânı, gitme fırsatı bulunmayanlar için yeni bir Umre mevsimi başladı. İnsanlar için yeryüzünde kurulan ilk ev, dünyanın en kutsal mekânı olan kıblemiz Kâbe’yi ziyaret edip, tavaf etme imkânını Umre yolculuğu ile elde edebilir, Sevgili Peygamberimiz (s.a.s)’in kabrini ziyaret edebilir, O’nun selamına muhatap olabiliriz.

Peygamber Efendimiz umre ile ilgili olarak şu müjdeleri vermiştir: “Hac ve umre yapanlar, Allah’ın evinin ziyaretçileridir. Kendisine dua ederlerse; dualarına icabet eder, ondan bağışlanma dilerlerse; onları bağışlar” (İbn-i Mace, Menasik, 5)

“Benim mescidim (Mescid-i Nebevî) de kılınan bir namaz, Mescid-i Haram dışında diğer mescitlerde kılınan bin namazdan daha faziletlidir. Mescid-i Haram’da kılınan bir namaz, diğer mescitlerde kılınan yüz bin namazdan daha faziletlidir.” (Ahmed b. Hanbel,, III, 343-397)

Evet! Umre yolculuğu ile Yüce Rabbimizin insanlık için kurdurduğu, dünyanın en kutsal mekânını görme, onu ziyaret etme ve orada Yaratanımıza duada bulunma imkanını elde edebiliriz. Yüce Rabbimiz Hz. Âdem’le başlayan ve ahirete kadar gelecek olan bütün insanların dünya ve ahiret mutluluklarını gerçekleştirebilmeleri için Peygamberler göndermiştir. İnsanların huzuru için görevlendirilen Peygamberler ise gönderilme amaçlarına uygun bir şekilde insanlığı tek ilaha kulluğa çağırmışlardır. Tek İlaha kulluk yapanlardan ise tek kıbleye yani kâbeye yönelmesi istenmiştir. İşte O Kabe ki; bizim kıblemizdir. Namazımızda Ona yönelmemiz istenmiştir. Yüce Rabbimiz bir ayette şöyle buyurmaktadır.

وَمِنْ حَيْثُ خَرَجْتَ فَوَلِّ وَجْهَكَ شَطْرَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ وَإِنَّهُ لَلْحَقُّ مِن رَّبِّكَ وَمَا اللّهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ

“Nereden yola çıkarsan çık (namazda) yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. Bu emir Rabbinden sana gelen gerçektir. (Biliniz ki) Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir.” Bakara 149

وَمِنْ حَيْثُ خَرَجْتَ فَوَلِّ وَجْهَكَ شَطْرَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ وَحَيْثُ مَا كُنتُمْ فَوَلُّواْ وُجُوهَكُمْ شَطْرَهُ لِئَلاَّ يَكُونَ لِلنَّاسِ عَلَيْكُمْ حُجَّةٌ إِلاَّ الَّذِينَ ظَلَمُواْ مِنْهُمْ فَلاَ تَخْشَوْهُمْ وَاخْشَوْنِي وَلأُتِمَّ نِعْمَتِي عَلَيْكُمْ وَلَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ

“Evet Resûlüm!) Nereden yola çıkarsan çık (namazda) yüzünü Mescid-i Haram’a doğru çevir. Nerede olursanız olunuz, yüzünüzü o yana çevirin ki, aralarından haksızlık edenler (kuru inatçılar) müstesna, insanların aleyhinizde (kullanabilecekleri) bir delili bulunmasın. Sakın onlardan korkmayın! Yalnız benden korkun. Böylece size olan nimetimi tamamlayayım da doğru yolu bulasınız.” Bakara, 150

Kardeşlerim! İnanlarca tek kıble olarak kabul edilen Haccın sebebi ve namazlarda kıblegâhımız olan Kâbe, yeryüzünde Allah’a ibadet için yapılan ilk binadır. Kâbe, Hz. İbrahim ve oğlu Hz. İsmail tarafından inşa edilmiş ve inşa edildiği günden günümüze kadar hep kutsiyetini korumuş, özelikle İslam Dininin gelişinden sonra İnananların kıblesi durumuna gelmiştir. Kur’an-ı Kerimde Kabenin inşa ediliş ve kutsallığı hakkında söyle buyrulmaktadır.

وَإِذْ جَعَلْنَا الْبَيْتَ مَثَابَةً لِّلنَّاسِ وَأَمْناً وَاتَّخِذُواْ مِن مَّقَامِ إِبْرَاهِيمَ مُصَلًّى وَعَهِدْنَا إِلَى إِبْرَاهِيمَ وَإِسْمَاعِيلَ أَن طَهِّرَا بَيْتِيَ لِلطَّائِفِينَ وَالْعَاكِفِينَ وَالرُّكَّعِ السُّجُودِ

“Biz, Beyt’i (Kâbe’yi) insanlara toplanma mahalli ve güvenli bir yer kıldık. Siz de İbrahim’in makamından bir namaz yeri edinin (orada namaz kılın). İbrahim ve İsmail’e: Tavaf edenler, ibadete kapananlar, rükû ve secde edenler için Evim’i temiz tutun, diye emretmiştik.” Bakara 125

وَإِذْ قَالَ إِبْرَاهِيمُ رَبِّ اجْعَلْ هََذَا بَلَدًا آمِنًا وَارْزُقْ أَهْلَهُ مِنَ الثَّمَرَاتِ مَنْ آمَنَ مِنْهُم بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ قَالَ وَمَن كَفَرَ فَأُمَتِّعُهُ قَلِيلاً ثُمَّ أَضْطَرُّهُ إِلَى عَذَابِ النَّارِ وَبِئْسَ الْمَصِيرُ

“İbrahim de demişti ki: Ey Rabbim! Burayı emin bir şehir yap, halkından Allah’a ve ahiret gününe inananları çeşitli meyvelerle besle. Allah buyurdu ki: Kim inkâr ederse onu az bir süre faydalandırır, sonra onu cehennem azabına sürüklerim. Ne kötü varılacak yerdir orası!” bakara 126

وَإِذْ يَرْفَعُ إِبْرَاهِيمُ الْقَوَاعِدَ مِنَ الْبَيْتِ وَإِسْمَاعِيلُ رَبَّنَا تَقَبَّلْ مِنَّا إِنَّكَ أَنتَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ

 

 “Bir zamanlar İbrahim, İsmail ile beraber Beytullah’ın temellerini yükseltiyor, (şöyle diyorlardı:) Ey Rabbimiz! Bizden bunu kabul buyur; şüphesiz sen işitensin, bilensin.”Bakara, 127

Kutsal Mekanları ziyaretle ilgili iki husus vardır değerli mü’minler. Bunlardan ilki farz olarak emredilen Hac, diğeri ise Nafile bir ibadet olan ve Sünnet olarak hüküm verilen Umredir.

Umre için belirli bir zaman yoktur, her zaman yapılabilir. Ramazanda yapılması mendup ve daha faziletlidir. Ancak Hanefî mezhebinde “teşrîk günleri” denilen yılda beş gün yani arefe günü sabahından bayramın 4. günü güneş batıncaya kadarki süre içinde umre yapmak, tahrîmen mekruhtur. Diğer üç mezhepte, haccetmeyen kişilerin teşrîk günleri dahil her zaman umre yapmaları, kerâhetsiz câiz görülmüştür. Haccedenler ise, malikîler’e göre bayramın 4. günü güneş batıncaya kadar, Şâfiîler’e göre ise vedâ tavafı dışında haccın bütün menâsiki tamamlanmadıkça umre yapamazlar.

Umre ibadetinin yapılışı şöyledir. Bulunulan yere göre mîkat sınırında veya Harem bölgesi dışında usulüne göre ihrama girilir. Harem-i şerif’e gelince: “Allahım, senin rızânı kazanmak için umre tavafını yapmak istiyorum. Onu bana kolay eyle ve kabul buyur!” diye niyet edilerek umre tavafı yapılır. Tavaf namazı kıldıktan sonra, “Allahım, senin rızânı kazanmak için umrenin sa‘yini yapmak istiyorum. Bana kolaylık ver ve onu benden kabul eyle!” diye niyet edilip Safâ ile Merve arasında umrenin sa‘yi yapılır. Sa‘y tamamlandıktan sonra, uygun bir yerde saçlar dipten tıraş edilir veya kısaltılır. Böylece umre tamamlanmış ve ihramdan da çıkılmış olur (TDV, İslam İlmihali c.1, s. 547-548) değerli mü’minler.

Umre İbadetini Sevgili Peygamberimiz dört defa yapmışlardır. Buhârî, Umre, 3 (1780); Müslim, Hacc 219, (1255); Tirmizî,Hacc 93, (936, 97); Ebû Dâvûd, Menâsik 80, (1991, 1992); Muvatta, Hacc 5

Bu Umreler:

1. Hudeybiye’den dönüşteki Umre: Hudeybiye Seferi’ni Cumhur ittifakla umreden saymışlardır. Başta Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) olmak üzere bütün Ashâb-ı Kiram umreye niyet etmiş, ihram giymiş, sulh antlaşması yapıldıktan sonra, tavaf ve sa’y yapılmamış olsa bile, kurbanlar kesilmiş, traş olunmuş ve ihramdan çıkılmıştır. Yani bu, tam bir umre addedilmiş, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın umreleri mevzubahis olunca hep sayıya girmiştir.
Bu hususta tereddüd edenler, müteâkip sene yapılan umreye umretü’l-kazâ denmesini göstermişlerdir. Yani, “Hudeybiye senesi yapılmayan umre müteâkip sene kaza edilmiştir, onun için de umretu’lkazâ denmiştir” derler. Ancak kazâ, “mukâza” yani antlaşma, karşılıklı hüküm koyma manasına gelir. Çünkü “O yıl Mekke’ye girilmeyecek, müteâkip yıl umre için gelinip üç gün Mekke’de kalınacak” diye antlaşmaya madde konmuştu. Şu halde umretü’lkazâ, “antlaşma umresi” demektir. Bu, öncekinin kazası olsaydı, ikisi bir sayılırdı ve sahâbeler bunları ayrı ayrı umre olarak ifade etmezdi.
2. Hudeybiye’den bir sene sonra yaptığı umretü’l-Kazâ: Hudeybiye sulhuna konulan “O yıl Mekke’ye girilmeyecek, müteâkip yıl umre için gelinip üç gün Mekke’de kalınacak” madde gereği yapıldığı için umretü’lkazâ, “antlaşma umresi” denilmiştir.
3. Huneyn ganimetlerinin dağıtıldığı yer olan Ci’râne’den sonra yaptığı umre: Allah Resulü (aleyhissalâtu vesselâm) bu umreyi geceleyin yapmış ve başkalarına da gizli tutmuştur.
4. Veda Haccı ile beraber yaptığı umre: Peygamber Efendimiz (aleyhissalâtu vesselâm) Veda haccı sırasında, hacc-ı kırana niyyet ederek haccdan önce yaptığı umredir. Bu umre diğerleri gibi müstakil değildir, haccdan önce yapılmıştır.

Bu umrelerden Haccla birlikte olan hâriç, diğer umrelerini Efendimiz Zilkade ayında yapmıştır. Bu o ayın faziletinden olduğu gibi, bir başka sebepte şu olabilir: Cahiliye Arapları o ayda umreyi hoş karşılamazlar, çirkin addederlerdi. Cumhur senenin her ayında ve hatta her gününde umreyi câiz addeder. İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:6/171-172.

Bütün ibadetlerde şart olduğu gibi umre ibadetinde de ilk şart Allah rızası olmalıdır. Yüce Rabbimiz bir ayeti kerimede

وَأَتِمُّواْ الْحَجَّ وَالْعُمْرَةَ لِلّهِ

“Haccı da, umreyi de Allah için tamamlayın.” (Bakara, 2/196) buyurmaktadır.

Umre ibadetini gerçekleştirenler için Sevgili Peygamberimizden şu müjde bildirilmiştir.

العُمْرَةُ إِلَى العُمْرَةِ كَفَّارَةٌ لِمَا بَيْنَهُمَا وَالحَجُّ المَبْرُورُ لَيْسَ لَهُ جَزَاءٌ إِلاَّ الجَنَّة

“Umre ibadeti, daha sonraki bir umreye kadar işlenecek günahlara kefârettir. Mebrûr haccın karşılığı ise, ancak cennettir.” (Buhârî, Umre 1)

-Umre yolculuğu; günahlarımızdan arınarak manevi temizliği elde etmek için büyük bir fırsattır.
-Umre yolculuğu; mukaddes mekânların havasını teneffüs edip Sevgili Peygamberimizin doğduğu şehir Mekke’yi görebilme, kutsal mekânları ziyaret edebilme imkânını sunmaktadır.
-Umre Yolculuğu; dünyadayken cennete girebilme ve orada ibadet yapabilme imkânını vermektedir. Bu müjdeyi biz Efendimiz (s.a.s)’den şöyle öğrenmekteyiz. “Evimle minberim arası cennet bahçelerinden bir bahçedir. Minberim havuzumun üzerindedir.” (Buhari, Fazlu’s-Salat 5)

Değerli Mü’minler! Günümüzde Umre İbadeti Diyanet İşleri Başkanlığımızın gerçekleştirmiş olduğu organizasyonlarla ifa edilmektedir. Geçtiğimiz aralık ayında başlayan bu organizasyonlar Ramazan Umresiyle doruğa çıkmaktadır. Ramazan Umresi ise Hz. Peygamber Efendimizin müjdesine mazhar olmuş bir ibadettir. Hadis-i Şerifte şöyle buyrulmaktadır.

عُمرَةٌ في رمَضَانَ تَعدِلُ عَمْرَةً أَوْ حَجَّةً مَعِي

“Ramazan ayında yapılan umre, tam bir hac sayılır, yahut da benimle birlikte yapılmış bir haccın yerini tutar.” (Buhârî, Umre 4)

Umre ibadetini kendi adımıza gerçekleştirebileceğimiz gibi yaşayıp ta Umreye güç yetiremeyen veya vefat etmiş olan anne ve babamız içinde gerçekleştirebiliriz. Konumuzla alakalı Sevgili Peygamberimiz şöyle buyurmaktadır. Lakît İbni Âmir radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre kendisi Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’e gelip: – Babam çok yaşlıdır. Ne hac, ne umre yapabilir, ne de sefere çıkabilir. (Ne emir buyurursunuz?) dedi. Hz. Peygamber de: – “O halde babanın yerine sen haccet ve umre yap!” buyurdu. (Ebû Dâvûd, Menâsik 25;)

Günümüzde Hac İbadetine olan yoğun talep hepimizin malumdur. Hac İbadetini gerçekleştirmek için sıraya girilmekte, yüz binlerce insan arasından bu ibadeti yapmak isteyenleri kura çekimi belirlemektedir. Hac İbadeti, şartları tutan Müslümanlar için hayatlarında bir kez gerçekleştirmeleri farzdır. Bu sebeple farz haccı yerine getiren kardeşlerimiz, hac ibadetini hiç yapmamış kardeşlerimizin hakkını yememek, onlarında bu ibadetten mahrum kalmalarını engellememek için yeniden hacca gitmek yerine, Diyanet İşleri Başkanlığımızın gerçekleştirmiş olduğu Umre organizasyonuna katılmalı o Mubarek yerleri yeniden görmeyi bu şekilde gerçekleştirmelidirler.

Yeni bir umre sezonu başladı. Umrecilerimizin ilk kafileleri Kutsal Beldelere ulaştı. Umrecilerimiz kutsal mekanları ziyaret etmeye, tavaflarını yapmaya başladı. Kutlu yolculuğa çıkmak isteyenleri; yenilenmek için, günahlardan sıyrılıp yeni ve güzel bir hayata başlangıç yapmak için İl ve İlçe Müftülüklerimize bekliyoruz.

Yüce Rabbim bütün yapmış olduğumuz ibadetleri dergâhında kabul eylesin. Bütün işlerimizi kendi rızası için gerçekleştirmeyi nasip etsin. Hac yapmış kardeşlerimizin Haclarını mebrur, Umre yapmayı isteyen kardeşlerimizin umresini makbul eylesin. Cumanız mübarek olsun…

 

Hacı Mehmet Akdoğan ve Ahmet Ünal hocalarımızın hazırladığı vaazlardan düzenlenmiştir. (Hüseyin Karataş.)
* Dikkat: Dosya Wörd’ün farklı versiyonlarında açıldığı zaman Ayet ve Hadis metinlerinde, Arapça kelimeler birbirine girebilmektedir. Mutlaka kontrolü yapılmalıdır. * A5 (yarım Dosya) kağıdına yazdırabilirsiniz.




CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here