Modern klima, 1902 yılında Amerikalı mühendis Willis Carrier tarafından icat edildi. Bu icat New York'taki bir matbaanın nem dengesini sağlamak amacıyla yapıldı. Zamanla "klima" adını alan bu yenilikçi buluş; önce büyük ticari mağazalara ve sinema salonlarına, ardından da evlerimize kadar ulaşarak günlük yaşamın vazgeçilmez bir parçası haline geldi. Bir çok kişinin yaz aylarında vazgeçilmezi olan klima yokken insanlar nasıl serinliyordu? Küresel ısınma ile sıcaklıklar da kendinden geçti. Bundan dolayı da eskiden bu kadar sıcak hava olmuyor muydu? İşte eski insanların klimasız serinleme yöntemlerine dair merak edilenler...
EVLER KERPİÇTEN YA DA TAŞTANDI!
Geçmişte kerpiç ya da taştan inşa edilen geleneksel yapılar, günümüz binalarının aksine adeta doğal birer klima gibi çalışıyordu. Bugün artık sadece kırsalda izlerine rastladığımız bu evler, gündüz saatlerinde dışarıdaki yoğun sıcağı absorbe ederek iç mekanın gün boyu serin kalmasını sağlardı. Hava kararıp dışarısı serinlediğinde ise duvarlar gün boyunca hapsettiği ısıyı dışarıya salarak kusursuz bir yalıtım kalkanı oluştururdu.
Sadece malzeme seçimi değil, evlerin mimari tasarımı da tamamen doğanın ritmine göre şekillenirdi. Güneşin ve rüzgarın hareket yönü dikkate alınarak inşa edilen bu yapılarda, odalar doğrudan sert güneş ışığına maruz kalmayacak şekilde planlanır. Pencereler ise rüzgar akışından maksimum seviyede yararlanacak şekilde konumlandırılırdı. Çevreyle çatışan değil, doğanın gücüyle tam bir uyum ve denge içinde yaşayan bir mimari anlayış hakimdir.
DUVARLAR VE AVLU SICAKTAN KORUYORDU!
Akdeniz ve Anadolu mimarisinin en karakteristik unsurlarından biri, yüksek duvarlarla korunan geniş avlulardı. Bu yüksek duvarlar hem dışarıdaki sıcak havanın içeri sızmasını
engeller hem de ev halkına mahremiyet alanı sunarak avluda rahatça vakit geçirmelerini sağlardı. Avluların merkezinde yer alan fıskiyeli havuzlar, ortama estetik katmanın ötesinde hem psikolojik bir rahatlama sağlar hem de havayı gerçekten serinletirdi. Süs havuzu bulunmayan evlerde ise taş zemin sık sık sulanır, ıslanan taştan buharlaşan su ortamın sıcaklığını düşürürdü.
Avlularda özellikle asma gibi mevsimsel olarak yaprak döken bitkiler ve ağaçlar tercih edilirdi. Yaz aylarında gürleşen yapraklar evi güneş ışınlarından koruyan doğal bir gölgelik işlevi görürken, kışın yaprakların dökülmesiyle güneş ışığının içeri girerek evi ısıtması sağlanırdı. Bu geleneksel yapıların iç mekan konforu ise temel bir fizik kuralına dayanan yüksek tavan tasarımıyla çözülmüştü. Isınan havanın yükselmesi prensibi sayesinde, evlerin içindeki sıcak hava tavan boşluğunda toplanır, tabanda ve yaşam alanında ise her zaman daha serin ve ferah bir hava kalırdı.
CUMBALI EVLER SADECE MİMARİ AÇIDAN İYİ DEĞİLDİ
Geleneksel Osmanlı ve Türk mimarisinin en karakteristik simgelerinden biri olan cumbalı evler, estetikle işlevselliği bir arada sunan özel bir yapıya sahiptir. Bu mimari anlayışta, binaların genellikle üst katlarından sokağa ya da bahçeye doğru taşan çıkıntılı bölümler inşa edilir, iç mekan belirgin bir şekilde genişletilir.Üç tarafı pencerelerle çevrili olan bu cumba tasarımı; evin maksimum düzeyde doğal ışık almasını sağlarken, oda içindeki hava sirkülasyonunu kolaylaştırır ve sokakla olan görsel bağı canlı tutar. Pencerelerde yer alan ahşap panjurlar ve kafes düzenekleri ise oldukça akıllıca bir mühendislik sunar. Sert güneş ışınlarının içeriye doğrudan girmesini engellerken, dışarıdaki rüzgarın içeriye esmesine izin vererek mekanın doğal yollarla serin kalmasını sağlar.







